Son Dakika
16 Ağustos 2017 Çarşamba

Türkiye’nin IŞİD’le savaşmasının gerçek sebebi

STEVEN A. COOK | Cumhurbaşkanı Erdoğan 12 boyutlu bir satranç oyunu oynuyor.

02 Eylül 2015 Çarşamba, 14:23

STEVEN A. COOK*

23 Temmuz tarihinde Birleşik Devletler’deki neredeyse tüm haber kaynakları şu başlığın değişik bir versiyonunu kullandı:  “Türkiye IŞİD’le mücadeleye katılıyor; hava üssünü koalisyon güçlerine açıyor; Washington ve Ankara Suriye’de güvenli bölge konusunda mutabakata vardı”. Ankara’nın İslam Devleti’nin lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’nin güçlerine hava saldırısı düzenlenmesi kararını medya “oyunun kurallarını değiştirecek” bir hamle olarak adlandırdı, ki bu gazetecilerin söyleyecek başka sözleri olmadığında söyledikleri şeydir, ne olup bittiğini anlamazlar ve Donald Trump’ı konu etmeye devam etmek için kıvranır dururlar. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın değiştirmek için gerçekten can attığı tek oyun, AKP’nin Kasım 2002’den beri ilk kez meclisteki sayısal üstünlüğü elde edememesi sebebiyle haziran ayının ortasından beri alışılmadık biçimde kaybettiği siyasi oyun. Erdoğan’ın İslam Devleti’ne karşı askeri hareketliliği bir anlamda kaybettiği iktidarı geri kazanmak için başlattığı umutsuz ve oldukça kompleks bir girişimin ürünü olarak anlaşılabilir. Bu plan suya düşerse, kendisinin başlattığı bu çok-cepheli riskli savaş Erdoğan’ın felaketi olabilir.

Erdoğan’ın Suriye ve Irak’ta neler olduğuna yeni bir bakış atıp Amerika liderliğindeki İslam Devleti karşıtı ittifaka katılım sağlamanın Türkiye’nin milli çıkarlarına uygun olacağı sonucuna vardığına inanmak çok zor. Bunun yerine, Türkiye’yi takip edenler arasında yaygın görüş şöyle: Ankara İslam Devleti’yle savaşmaya karar verdi ki Amerika (kendileri de IŞİD’le savaşan) Kürtlere saldırmasına izin versin, ve böylelikle sonbaharda olması planlanan yeni parlamenter seçimde AKP’nin siyasi beklentileri olgunlaşabilsin. Bu kulağa oldukça basit geliyor olabilir fakat Erdoğan’ın adımlarının gerekçelerini ve rasyonelliğini tartışması oldukça zor.

Amerika’nın ve koalisyon güçlerinin Türk hava üslerine erişiminin sağlanmasının karşılığında, Obama yönetimi Türklerin 1980’lerin ortalarından beri mücadele ettiği terörist örgüt PKK’ye karşı giriştiği yeni savaşta tarafsız kaldı.  ABD hükumeti Kuzey Suriye’deki Suriyeli mülteciler için bir “güvenli bölge” kurulması için Ankara’ya yardım edeceğini de beyan etti, ki bu Suriyeli Kürtlerin kuzey Suriye’de bölgesel olarak kesintisiz bir bağımsız kanton kurmasının da önüne geçiyor. Kürtleri ölümlü düşmanlar olarak gören milliyetçi tabanını güçlendirmek isteyen Erdoğan için Kürtlerle çatışma yaratmak yerinde bir siyaset. Erdoğan açıkça PKK’ye olan düşmanlığı kızıştırmanın ve Suriye Kürtlerinin daha güçlü bir özerklik umuduna darbe vurmanın Hazirandaki seçim sonucunu tersine çevireceğini ve Türkiye’nin PKK’nin uzantısı olmakla suçlanan yasal Kürt partisini zayıflatarak kendisine yeni bir parlamenter çoğunluk kazandıracağını hesap ediyor.

“İslam Devleti-Türk hava üsleri-Güvenli bölge-Kürtlerle savaş-Erdoğan’ın siyasi pozisyonunu güçlendir” teorisi komplo teorisyenliğine tehlikeli bir biçimde yakın görünse de fena bir teori değil. Türkler başka niye İslam Devleti’yle olan savaştaki pozisyonunu değiştirsin ki? Geçtiğimiz yıl, Ankara’nın Amerika’nın stratejisiyle ilgili belli belirsiz bir fikri vardı, o da işe yaramaz bulunuyordu ki bunun sebebi onlara göre İslam Devleti’nin temel varlık sebebine işaret etmeyişiydi- Suriye Cumhurbaşkanı Beşar el-Esad’a. Haklı bir endişeleri daha vardı ki New York’un aksine İstanbul İslam Devleti’ne coğrafi olarak daha yakın ve Türkyie’nin Birleşik Devletler ile birliğini açıklamasıyla Taksim’de kan dökülmesi Times meydanında kan dökülmesinden daha olası. En önemlisi de, Türkler Suriye ve Irak’ta şiddet ve istikrarsızlığın artmasının bu bölgedeki Kürtlerin bağımsızlık beklentisini iyice artırmış olmasından endişelendi. Bu endişeler de Türkiye’deki 14 milyon Kürt’ün de aynısını yapmak isteyeceği korkusunu körükledi. İslam Devleti ve Kürtler Suriye ve Irak’ta savaş halinde olduğu sürece Ankara ikisinin birbirine zarar verişini izlemekten hoşnut olacaktı. Ankara’nın Washington’ın İslam Devleti karşıtı ittifakına katılmasındaki asıl amacının Kürtlerle savaşmak olması fikri, Birleşik Devletler askeri kaynaklarından bir kişinin the Wall Street Journal’a Türklerin Beyaz Saray’ı zor bir pozisyona soktuğunu düşündüğünü söylemesiyle güç kazandı. Bu düşüncesinin açıklaması da medyanın “oyunun kurallarını değiştirecek hamle” olan Türk hava üslerinin İslam Devleti’ne tek bir hava saldırısı düzenlerken Güneydoğu Türkiye’deki PKK mevzilerine düzenli saldırılar düzenlemesiydi. Ira hükumeti de Kandil Dağındaki Kürtlere taarruz başlatılmasından yakındı. Hepsi bir düşünüldüğünde bağlamda bir eksiklik varmış gibi görünüyor. Amerikalı komutanlar Türklerden Amerikalı personel İncirlik’e ulaşana ve herkes yoğun bir hava trafiğinin çözümlemesini yapana kadar beklemede kalmasını istedi. Bu kesinlikle mantıklı ve IŞİD mevzilerinde Türk savaş başlıklarının neden az sayıda olduğunu da açıklıyor, fakat bu yine de Türkiye’nin Erdoğan’ın kontrolsüz ihtirasına hizmet eden stratejisini değiştirmiyor.

Erdoğan kurnaz bir kedi olduğunu yıllar geçtikçe kanıtladı, fakat stratejisinin her yeri kendisi için riskler taşıyor. Türkiye’nin savaşa sürüklenmesine rağmen milletvekili seçimlerinin sonuçlarının seçmenlerin AKP’nin milliyetçi rakibine kaydığı ve muhafazakar Kürt seçmen bölgesinin AKP’yi tümüyle terk ettiği haziran seçimleriyle aynı olması oldukça mümkün görünüyor. Cumhurbaşkanına kalıcı olarak  geri adım attıracak ve onu marjinalleştirecek bu sonuç Erdoğan’ın niyetinin tam aksine tekabül eder. PKK ile süregelen mevcut çarpışmanın daha uzun ve kanlı bir savaşa dönüşmesi de mümkün. Tabii ki Türkler suçu öncelikle PKK’ye atacak, fakat ceset torbalarının ve hayatını kaybeden Türk askerlerinin sayısı arttıkça halkın Erdoğan ve AKP’nin aleyhine dönmesi de mümkün. Bu dinamiğin oluşmaya başladığının seyrek sinyallerinin görmek mümkün çünkü Türkler de bir buçuk yıllık sükunetin ardından neden tekrar savaşa girildiğinin merakı içinde. Son olarak, Türkler İslam Devleti’ne tek bir kurşun sıkmasa da yalnızca hava üssünü koalisyon güçlerine açmış olması bile Türkiye’yi İslam Devleti’nin nişan çaprazının içine sokuyor. Türkiye’nin koalisyon uçaklarının İncirlik ve diğer hava üslerini kullanmasına izin vermesi kararının ardından salı günü İslam Devleti İstanbul’u fethedeceğine ant içtiği ve Türk liderine kafir ve hain olarak hitap ettiği bir video yayınladı. Terör gruplarıyla yüz yüze gelmekten kaçınılabilen yılın güzel bir kısmının ardından Türkler Ankara’nın Kızılay’ı veya İstanbul’un İstiklal Caddesi’nde öldürülürse, Erdoğan’ın bu katliamdan sorumlu tutulması pek muhtemeldir.

Mevcut zamanın politikaları ülkenin liderliğini yasal olarak devraldığı Mart 2003’ten bu yana Erdoğan’ın yüzleştiği en büyük zorluk. Erdoğan’ın önemsediği neredeyse her şey tehlikede -arzu ettiği idari başkanlık, AKP’nin geleceği ve miras bıraktığı barış. Erdoğan’ın siyasi baskıları avantajına dönüştürmeyi nasıl planladığı belli değil. Bir problemi hallettiğinde ortaya çıkan diğer bir tanesiyle uğraşmak durumunda kalıyor. Her şeyin başına dönüp Birleşik Devletleri veya geçmişte hükümetin hatalarını yüklemek için işaret ettiği diğer favori öcülerinden birini suçlamak Erdoğan için pek de kolay olmayacak, onları davet eden kendisi. Cumhurbaşkanının bu sefer böyle bir lüksü yok, sonuçta Türkiye’nin yüzleştiği çoklu tehditlerin hem şiddetli terörist grupların hem de Erdoğan’ın kendi siyasi entrikalarının ürünü olduğu acı verici biçimde aşikar. Bu zayıf bir politikacının düşüşünü tersine çevirmek için olan umutsuzluğunun sinyali. Erdoğan bu yap-bozu çözebilirse istediği idari başkanlığı kazanacak ve ülkeyi dönüştürme vizyonuna kaldığı yerden devam edecek. Çözemezse, Türkiye daha uzun bir süre boyunca şiddet ve istikrarsızlığın içinde olacak. İki şekilde de Türkler büyük bir bedel ödeyecek.

Bu yazı 21 Ağustos 2015 tarihinde “The Real Reason Turkey is Fighting ISIL” ismiyle Politico Magazine’in internet sitesinde yayınlanmıştır.