Son Dakika
16 Ağustos 2017 Çarşamba
28 Temmuz 2017 Cuma, 15:51
Harun Çakmak
Harun Çakmak haruncakmak@umutgazetesi.org Tüm Yazılar

Sol, vicdan, adalet

Kılıçdaroğlu ve CHP’nin başlattığı “adalet” yürüyüşüne “sol” un hangi çabuklukla tepki verdiğini merak edip araştırdım. Yürüyüş ilanından başlayarak ciddi bir destek, başlamasıyla beraber de çığ gibi büyüyen bir sahiplenme olduğunu gördüm. Sol’un önemli bir kısmı büyük bir tezcanlılıkla yürüyüşe sahip çıkıp destekledi. Milyonların desteklediği bir taleple gerçekleştirilen, toplumsal vicdanı arkasına alan, iktidarı zora sokan, kitle duyarlılığını artıran ve büyütmeye aday bir yürüyüşün desteklenmesinden daha doğal bir şey olamazdı zaten. Vakit geçirmeksizin sahiplenilmesi, büyük bir ivedilikle harekete geçilmesinde bir sorun yoktu bu yüzden ancak hiçbir sorun da yok değildi. Sorun, yürüyüşün desteklenmesinde değil, yürüyüşe dair solun tutumunda ortaya çıktı daha çok. Desteklediği, sahiplendiği bir yerde fiziki görüntüyü bir kenara bırakırsak –ki o da tartışmalı- hemen hiç olmayan, kendi taleplerini dillendiremeyen, alternatifler geliştiremeyen, katkı sunamayan, daha da boyutlanması konusunda hiçbir rol oynayamayan sol’un tutumu daha çok tartışılacağa benzer. Şu ana kadar, ne kadar işe yaradı, kim-kimler bu tartışmalardan ne kadar yararlandı, ne kadar etkilendi ve etkiledi bilinmez ama epeyce tartışılan konu daha da tartışılmaya aday. Sol’un kendi gerçeğiyle yüzleşmesi açısından ciddi bir anlama sahip zira bu tartışma. Konunun böyle anlaşılmasında büyük yarar var. Tartışılan yürüyüş ve sol’dur bu anlamıyla, adalet yürüyüşü ve CHP değil.

Bu durakları da geçtik şimdilik. Daha doğrusu bir es koyduk diyelim.

Adalet yürüyüşü gerilerde kaldı zira. Şimdi direniş nöbetleri zamanındayız.

HDP Diyarbakır, Van, İzmir ve İstanbul’da, her ilde gece-gündüz kesintisiz yedi gün olmak üzere direniş nöbeti tutma kararı aldı.  Aynı adalet yürüyüşünde olduğu gibi;

Herkes için adalet, halkın iradesine saygı, seçilmişlerin tutukluluk haline son verilmesi, gazeteciler, akademisyenler, sendikacılar başta olmak üzere haksız-hukuksuz tutuklanan herkesin  serbest bırakılması, OHAL’e son verilmesi, KHK ile işlerinden atılanların işlerine geri dönmesi gibi taleplerle başlatılan direniş üç gündür sürüyor Diyarbakır’da. Tıpkı adalet yürüyüşüne olduğu gibi bu direnişe de büyük ilgisi var iktidarın. Tıpkı adalet yürüyüşünde olduğu gibi binlerce polis görevlendirilmiş bu direniş için de. Tek bir farkla ki; adalet yürüyüşünde güvenlik alıp, kazasız belasız gerçekleşmesi için görev alan polis, direniş nöbetini engellemek, halkın nöbet tutulan alana girmesini engellemek, basının girişini yasaklamak, en azından sınırlandırmak ve hatta üzerinde oturulacak kilimleri alana almamak için görev yapıyor. HDP ve vekillerini meşru görmeyen, halk indinde meşruluğunu tartışmalı hale getirmek isteyen iktidar, adalet yürüyüşünde olduğu gibi ön açmıyor, halkla buluşmanın önüne barikat çekiyor.

Başka bir şey beklemiyorduk elbette iktidardan. Dolayısıyla bunun üzerinde durmanın alemi yok. Vekilleriyle günlerce sokaklarda yatmayı göze alan bir siyasal irade elbet bu barikatları da aşacaktır. Çok daha büyük barikatları aşmış Kürt halkına bu barikatlar hafif gelir çünkü.

Mesele o ki sol nasıl aşacak bu barikatları. Ve de kendi barikatlarını. Aşmak için ne yapacak. Daha kısa yoldan sorarsak; direniş nöbetine dair herhangi bir şey yapacak mı sol ? Katılma kararı alacak mı, yaygın destek çağrısı yapacak mı, bulundukları alanlarda destek eylemleri gerçekleştirecek mi..?

Bütün bunları sol değil de başka herhangi bir güçten beklememiz anlamsız olur çünkü. CHP den bekleyemeyiz mesela. Adalet istemini destekliyoruz gibi yuvarlak ifadeleri destek olarak sunanlar olsa da bunun gerçek bir destek olmadığını hep birlikte göreceğiz yakında. Söz konusu olan HDP çünkü. Yanyana görünmek istemediği, tasfiyesi için verilen fermanı, anayasaya aykırı deyip desteklediği parti. Uzun söze gerek yok, “HDP ye destek vereni partiden atarım” çıkışı hala kulaklarımızda çınlıyor. HDP başta olmak üzere tüm toplumsal muhalefetle, eşit koşullarda bir arada olmak, halkın-halkların en geniş birlikteliğini kurmak, Adalet yürüyüşünün bile öğretemediği bir şey çünkü CHP ye. Onların safı emekçi ve mazlumun yanı olmadı hiçbir zaman; hep egemenlerden yana, hep kurulu düzenden yana oldular. Bundan sonra olacaklarını beklememiz için de bir neden yoktur zaten.

Kimden bekleyeceğiz öyleyse sol’dan başka ?

Daha önemlisi de şu ki, niye bekliyoruz hala ?

Aceleci davrandığımız falan söylenebilir. Umarız da öyledir ancak adalet yürüyüşündeki tezcanlılığını burada görememenin yarattığı bir hezeyanla konuştuğumuza verin siz.

Hala bir çağrı gelmedi sol’dan ! Kamu çalışanları sendikaları, işçi sendikaları, dernekler, odalar, partiler, siyasi çevreler suskun hala!

Direniş nöbeti çağrısı en az Adalet yürüyüşü çağrısı kadar –ondan da fazla- kapsayıcıdır. Direniş nöbetinin talepleri milyonların desteklediği, sahip çıktığı taleplerdir. Her zaman ve daima faşizme karşı durmuş, mücadele etmiş, onunla suç ortaklığı yapmamış, zulme ve sömürüye direnmişler tarafından yapılmaktadır direniş nöbeti çağrısı. Yani sol’a daha yakın bir yerden yapılmaktadır. Yani, doğrudan kendi içinden, sol’dan yapılmaktadır. Hal böyleyken, adalet yürüyüşündeki tezcanlılık burada yavaştan almaya dönüşmüş, herhangi bir çaba gösterilmemiş, adım atılmamışsa üzerinde önemle durmak gerekir.

Üzerinde durulacak olan şey sol, adalet ve toplumsal vicdandır.

Verili koşullarda yapılan bütün direniş çağrıları -ister taktik isterse de başka nedenlerle- bizatihi sol’un çağrısıdır. Mazlum bir halkın temsilcileri tarafından yapılmışsa daha da çok sahiplenilmesi, daha da çok kendinden çıkmış bir çağrı gibi değerlendirilmesi gerekir. Zira adalet ve toplumsal vicdanın siyasal temsilcisi sol’dur. Kimsesizlerin kimsesi sol’dur. Din, dil, ırk, cinsiyet, statü gibi şeylere bakmaksızın mazlumun ve haklının yanında olan sol’dur. Nerede bir haksızlık, zulüm, sömürü varsa, bütün gücüyle onun karşısında olan sol’dur. Dünyanın herhangi bir yerindeki, adını bilmediği, yüzünü görmediği insanların hakkını kendi hakkı sayan, destekleyen sol’dur. Haklı direnişin, isyanın, eylemin rengi, simgesi, sloganı ne olursa olsun, kimler tarafından yapılırsa yapılsın yanında olan sol’dur…

Sol’un duruşu, eylemi, söylemi, varlığı adaletlidir, vicdanlıdır. Adaletli, vicdanlı olmak zorundadır.

Bütün bu yazılanlara bakıldığında sol’un “direniş nöbetini” hemen ve hararetle desteklediği, destekleyeceği düşünülür doğal olarak ancak gerçek ne yazık ki böyle değildir. Yukarıdaki değerler elbette sol’u anlatan değerlerdir ancak bizim sol’umuzun değerleri kadar “sıkıntıları da vardır. Özellikle de Kürt sorununda.

Dünyayı sihirli teorilerden, şablonlardan ibaret sanır mesela. Yer, zaman, mekan tanımaz. Bu yüzden de zaman zaman gerçeklikten kopar. Dostunu, düşmanını karıştırır. Sözüne aşıktır. Sırf bu yüzden özür borçlu olduklarından özür bekler. Güven verici adımlar atma zorunluluğu içinde olduklarından güven verici adımlar ister.  Kendi görevlerini değil, başkalarının görevlerini tanımlar vb vb.

Peşinen belirtmek de yarar var ki sol’u olumsuzlamak diye bir derdimiz yok. Kendimizi olumsuzlamak, inkar etmek olur zira bu. Ancak sol adına yapılan yanlışlara sessiz kalmamız diye bir şey de olamaz. Yanlış yanlıştır. Hele ki tarihsel önemdeki yanlışlar daha da yanlıştır.

En büyük arazımız Kürt sorunu olmuştur tarihimiz boyunca. Sadece genel kurtuluşun bir parçası olarak anlam biçmekten  tutun da anti-emperyalist olmamaya, taktik adımlarını anlamaya çalışmamaktan tutun da işbirlikçilikle suçlamaya kadar her sözü ve tavrı sergilediğimiz Kürt halkının mücadelesini bir kez bile doğru dürüst anlayabildiğimiz, anlamaya çalıştığımız söylenemez. Ona karşı görev ve sorumluluklarımız nelerdir diye üzerine kafa yorduğumuz hiç söylenemez.

Mesafeli durmuşuzdur hep bu yüzden. Biz sadece komünistlerle ittifak yaparız deyip dışlamış, sürekli eleştirel yaklaşmış (hemen söyleyelim ki Kürt hareketi de eleştiriden muaf değildir elbette. Bizim anlatmaya çalıştığımız ezen ulus sol’cusu, sosyalistinin görevleridir)  yanyana olduğumuz nadir anları kendi lütfumuz gibi görmüşüzdür…

Amacımız Kürt meselesini tartışmak değil elbette, bu sığlıkla yapmak da mümkün olmaz zaten. Tarihsel olarak sol ve Kürt meselesi ilişkisinin muhasebesini yapmak da değil. (ki çok ihtiyaç var buna) Geleneksel sol tutumun bu vesileyle de olsa sorgulanması, toplumsal vicdan ve adalet değerinin yeniden hatırlatılması anlatmaya çalıştığımız.

Gündem üzerinden basit bir soru soruyoruz sadece. Niye adalet yürüyüşü de, direniş nöbeti değil..?

Kürt sorunu, kimsesizler sorunudur, kimsesi olunmalıdır.

Kimliği, kültürü, varlığı ve hakları gasp edilen bir halkın yanında olmak bir lütuf değil görevdir.

Yaşadığı baskı ve zulme karşı çıkmak, bunun için göğsünü siper etmek solculuk bile değil, insanlık görevidir.

Karmaşık bir meseleden bahsetmiyoruz yani.  Derin teorik çözümlemeler falan yapmıyoruz. Sol’un en temel değerine atıfta bulunuyoruz sadece.

Adaletli düşünmek, adaletli davranmak… Kendine de, emekçiye de, halklara da.

Yeniden direniş nöbetine dönmeden önce şu noktanın altını çizmekte yarar var. Yazılanlara bakarak alınganlık göstermenin alemi yok. Böyle değilse, böyle düşünülmemiş, davranılmamışsa alınganlık yapmak için de bir neden yoktur. Böyle olanlar, o genel sol kavramının içinde düşünmesinler kendini. Sol sol derken, moda deyimiyle bir kısım soldan bahsettiğimiz düşünülsün, herkesten değil yoksa.

Üç gün oldu ancak bilebildiğim kadarıyla ciddi bir destek çağrısı gelmedi sol’dan. Somut bir adım atılmadı. Hal böyleyken, adalet yürüyüşünde hiç zaman geçirmeksizin katılım kararı alıp destek çağrısı yapanların şimdi neden sustuklarını açıklamaları gerekmiyor mu sizce de.

Adalet yürüyüşüne dair edilen koca koca lafların binde birini duymadık henüz kimseden. Susanların politik duygusundan daha da çok adalet duygusunu tartışmak gerekmiyor mu sizce de.

Hiçbir genel başkan ve temsilci yola çıkmadı henüz. Oradaki adalet talebiydi de buradaki ne diye sorma hakkı doğmuyor mu bizlere sizce de…

Yoldan geçen bir arabadan yere atılan bir kurşun üzerine bir ton yazı yazıldığını hatırlıyorum ben. Toplumsal muhalefetin baskı ve tehditle susturulmak istendiğine dair. Hepsinin sonu da yılmayacağız, boyun eğmeyeceğiz, mücadele edeceğiz diye bitiyordu. Ekin Ceren parkındaki direniş bir mücadele değil mi ki orada yoksunuz.  Sizi ilgilendirmiyor mu, yılıyor ve boyun mu eğiyorsunuz kendinize ?

Şimdi CHP nin eksikliklerini tartışma zamanı değil diyordunuz o zaman, şimdi HDP’nin eksikliklerini tartışma zamanı mı ?

Burada ve başka yerlerde yazılanları da unutun bir an. Niye Amed’de değiliz biz diye sorun  kendinize. Toplumsal vicdanın temsilcileri olan bizler vicdanımızı mı kaybettik diye ?

HDP yi alenen gayri meşru ilan eden iktidara karşı, “HDP halkın temsilcisidir, bizim yoldaşımızdır, dostumuzdur, yanındayız ve hep yanında olacağız” demek, Kılıçdaroğlu ile yan yana resim vermekten daha mı önemsiz bir görevdir sizin için ?

Anladık, orada panayır havası vardı, kimse rahatsız etmiyordu sizi; burası öyle değil, polis barikatıyla karşılaşacaksınız, içeri bile alınmayacaksınız, gözaltına alınmak falan da olur belki ama devrimci sorumluluğunuz ve de duyarlılığınız bu kadarını da mı hak etmiyor ?

Varsın otobüslerinizi bağlasınlar, havaalanlarında gözaltına alsınlar, parka sokmasınlar… Bütün bunlar asli görevinizden alıkoyar mı sizi ?

Suruç’ta katledilen gençler için “biz alışığız, keşke biz ölseydik, ne deriz biz şimdi o çocukların annesine” diyen Kürt anası kadar da mı enternasyonalist değilsiniz ?

Kürt halkı tarih boyunca zulüm ve katliam yaşadı, biz yanlarında olmadık. Hiç olmazsa bişr yerden, buradan başlayıp bir özeleştiri verelim demeyi hiç mi düşünmediniz ?

Yarın aynaya bakıp, samimiyiz, vicdanlıyız, adaletliyiz diyebilecek misiniz hala ?

Kimse kendine vehmettiği kavramlar üzerinden o kavramları oluşturan değerlerin sahibi olmaz, olamaz.

Kendine solcu demekle vicdanlı ve adaletli olunmaz yani.

Vicdanlı ve adaletli olunduğu için solcu olunur.

Biraz vicdan ve adalet.

Türkiye halklarının çok ihtiyacı var buna.

En az onlar kadar hepimizin ve sizin de..!