29 Haziran 2017 Perşembe, 16:10
Vedat Yıldız
Vedat Yıldız vedatyildiz@umutgazetesi.org Tüm Yazılar

Sokakta adalet aranır

1996 Susurluk kazasının akabinde kolluk, siyaset, mafya, sermaye ve aşiret yapılanmalarının birbirleriyle münasebetleri ve birbirleri açısından vazgeçilmezlikleri açığa çıktığında ve devlet denilen aygıtın bu yapılanmaların halk düşmanı bir birlikteliği olduğu anlaşıldığında kamuoyunda ciddi bir tepki birikmişti ancak şimdi olduğu gibi, bu birikmiş tepkiyi açığa çıkaracak bir örgütlülük yoktu.
O koşullarda kısmen ÖDP’nin de içinde olduğu bir gurup aydın, sivil toplum temsilcisi bir eylem biçiminde karar kılmışlardı. SÜREKLİ AYDINLIK İÇİN BİR DAKİKA KARANLIK. Saat 21.00’i bulduğunda yurttaşlar bir dakika süreyle ışıklarını kapatıp açacak ve Susurluk kazasının açığa çıkardığı kirli ilişkiler ağını protesto ederek yurttaşlık görevlerini yerine getireceklerdi ve bunu yaparken de SIFIR risk alacaklardı.
Işık söndürme eylemleri başladığında solun önemli bir kısmı eylemin bir burjuva eylem biçimi olduğu, pasifize edici ve örgütsüzlüğü  özendirici  içeriği olduğu vb. bir dizi eleştiri yönelterek eyleme mesafeli durdu. Ancak işler pekte öyle gitmedi. Öfke toplumsal boyuttaydı ve yüksekti. Işık söndürme eylemleri eş zamalı olarak tencere tava çalmaya ve cama balkona çıkmaya dönüştü. Hükümetin tahrik edici bazı beyanatları üzerinden de sokağa taştı ve varoşlarda kent meydanlarında her akşam binlerce insan birikerek meşaleli ve bol sloganlı yürüyüşler düzenledi. Işık söndürme eyleminin sokak eylemine dönüşmesiyle birlikte sol hareketler eyleme dahil oldu ve devamında eylemin sokak halinin uzun sürmesi ve kitlesel olması konusunda önemli rol oynadı.
Işık söndürme eylemlerinin uğradığı niteliksel ve niceliksel sıçrama, sol hareketin okuma becerisini geliştirme ve müdahale etme reflekslerini geliştirmesi gerekliliği açısından önemli bir deneyimdi.
Diğer taraftan egemen kamptaki iç hesaplaşmalardan/çatlaklardan açığa çıkan enerjiye devrimci müdahale yöneltmeye dönük becerisini arttırma gerekliliği açısından da önemli bir deneyimdi.
Bugün Chp’nin başlattığı Adalet Yürüyüşüne de bu deneyimler ışığında bakmakta fayda var.
Chp’nin misyonu, vizyonuna dair yazılanlar, yazılacak olanlar gereklidir ancak solun kendi misyonuna ve vizyonuna dairde sıklıkla yazması gerekmektedir.
Yürüyüşün başladığı günlerde özellikle sosyal medyada Chp’nin geriye dönük takvimde takın(ama)dığı tutumu diline dolayanlar ve eylemi salt Chp ve Chp’nin eylemle ilgili tutum ve niyetleri üzerinden ele alanlar yukarıda sözünü ettiğim deneyimlerden nasibini almamış siyasetin sürdürücüleri olmaktan kurtulamayanlardır.
Cph bir burjuva siyasi partidir. Temel düsturu verili rejimin muhafaza edilmesidir. Chp hiç kendisine düzen dışılık misyonu yüklememiştir. Chp’ye düzen dışılık misyonu yüklemeye girişmek düzen dışına düzen içinden karşı koyanların yarattığı  illüzyondur.  Chp’nin diğer düzen partileri ile, sol ile, sokak ile, Hdp ile ilişkisinden ikide bir hayal kırıklıkları çıkarıp Chp’ye küsmek devrimcilik değildir.  Oldu ki Hdp’nin kendi eş başkanlarının tutuklanmasına, millet vekillerinin ve belediye başkanlarının tutuklanmasına ve belediyelerine kayyum atanmasına karşı koyuştaki yetersizliği/niyetsizliği de ortadadır.
Hdp’nin bu niyetsizlik ve yetersizliğini Chp’ye vurmak suretiyle gidermeye çalışmakta ya çiğlik olacaktır ki bu az önce dediğim gibi Chp den hayal kırıklığı çıkarmaktır. Ya da düzen içinden düzen dışılık yapmaktır.
Chp’nin de her fırsatta belirttiği gibi Adalet Yürüyüşü Chp açısından bir tercih değil bir zorunluluktur.  Chp bu zorunluluk halinde yüksek kontrollü bir şekilde yürüyüşü bitirmek gayretindedir. Chp, yürüyüşün iktidarı yıpratması beklentisinden çok kontrolden çıkması korkusuyla meşgul olmaktadır.
Şurası iyi anlaşılmalıdır ki verili durumda asıl meselemiz Chp değil adalet yürüyüşüdür. Adalet yürüyüşüne nitel ve nicel bir sıçrama yaşatmaktır. Egemen kamptaki çatlaklara vurmak ve oradaki enerjiye devrimci bir biçim kazandırmaktır. Adalet yürüyüşünün gerçek ve kalıcı bir adalet yürüyüşüne dönüşmesinin önünü açmaktır.
Toplumda biriken öfkeyi onu pasifize edecek olanların insafına terk etmeyerek örgütlemektir. Adalet talebini Chp’nin düzen içi biçimde ele alışından kurtararak daha kapsamlı hale getirerek, adaleti sadece adalet sisteminin iyileştirilmesi değil; çalışma yaşamında adalet, bölüşümde adalet, toplumsal cinsiyette adalet, eğitimde adalet, doğaya karşı adalet, etnik ve dini farklılıklara karşı adalet vb. en geniş  ve en gerçekçi haliyle sloganlaştırmaktır.
Adalet yürüyüşünü kent meydanlarına emekçi mahallelerine yaymak ve uzun soluklu kılmaktır.
Sokakta adalet aranamayacağını ve ana muhalefet partisinin adaleti mecliste araması gerektiğini söyleyen iktidarın  temel korkusu budur.
Tarih kesintisiz bir biçimde göstermiştir ki. Egemenlerin kuşatmasının bozguna uğratıldığı en etkili mücadele argümanı/alanı sokaktır. Sokak devrimci hareketlerin atardamarlarıdır. Dolayısıyla yüzü sokağa dönük her hareket değerlendirilmeli ve değerli kılınmalıdır.
Gezinin sıcaklığı ile şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; ülkemizde halklar/emekçiler sokağa mesafeli değildir. Halklar ve emekçilere ve sokağa mesafeli devrimci hareket vardır