Son Dakika
16 Ağustos 2017 Çarşamba

Sen hep 16 Temmuz -Metin Ceyhan Akay

Der Azza’da TC ordusuna ve ÖSO çetelerine karşı girilen çatışamada ölümsüzleşen BÖG savaşçısı Yusufbaş Akay’a, babası Ceyhan Akay tarafından doğum gününde yazılan mektubu siz değerli okuyucularımızla paylaşıyoruz.

16 Temmuz 2017 Pazar, 12:43

Yusufbaş’ın şahsında İdil’e, Asiye’ye, Cenk’e, Bedrettin’e, Mahir’e, Aziz’e, Eylem’e, Muzaffer’e, İbrahim’e ve Ulaş’a…

Özgürlük ateşi aşk gibi

insanlığın kalbinde yiğitlenecek

bilirim ki,

zalimi lime lime edecek

karanlık günlerine insanlığın

hep cemre düşecek…

Dayın Yusuf Baş’ın faşistlerce pusuda vurulduğu yerde öğrendik düştüğünü…

29 Nisan… Sinop’tan başlayan Samsun yolculuğumuzun, Bafra sapağında annen ‘dondurma yiyelim’ dedi. Ve direksiyonu şehrin içerisine çevirdiğimde telefon hayatımızın sensiz evresine çalıyor gibiydi. Telefondaki titrek ve endişeli sesin anlatamadıklarını anlamıştım. Annene döndüm. Özgürlük Güçleri sayfasına gir, sanırım Yusufbaş’la ilgili haber var dediğimde, bizim için yaşamın sensiz evresi başlamış oldu. Senin üç yoldaşınla birlikte yaşamını yitirdiğini sosyal medyadan öğrenmiş olduk. Ders çıkarılır mı bilmiyoruz, ama bu şekilde acı nasıl yalnızlaşır, acı nasıl katmerleşerek çoğalır bunu öğrendik, öğrendim.

Öğrendim diyorum çünkü bir annenin o an ne yaşadığını yüreğinden neler koptuğunu bilemediğim ve o yürek benden önce sana ait, bunu bildiğim içindir ki bana ait olanları, annene ait olanlarla birleştirerek yazıya dökebiliyorum. Sakın kızma. Beni yanlış da anlama. Sen annenle kurduğun ilişkilere dair eleştiri yaptığımda ‘karışma o benim annem’ derdin ya, işte ben bu sözüne de uyayım dedim. Biliyorum ki sen onun yalnızlaşan yüreğini mutlaka anılarınla dolduracaksındır. Annen derki; Yusufbaş’ı en son doğum gününde gördüm, o gün bu gündür de rüyalarımda görüyorum. Ha bir de hatırlatayım, annen sensizliğini rüyalarında gidermeye çabalıyor. Rüyalarından birinde dokunuversen, hep o dokunuşta yaşayacak seni, bilesin istedim.

Bir de, Yusufbaş, bizde bıraktığın kardeşin var ya, senin ölümünden korkmuş. Sen gittin gideli bize değemedi. Boynumuza sarılıp gidişinin bizde bıraktığı acıyı okşama cesaretini bulamadı. Ama olsun annen ve ben, onu seni sevdiğimiz gibi sevmeye devam edeceğiz bilmeni isterim.

Az daha unutuyorduk… senin deyişinle Hava Baş’a senin düştüğünü söylemedik. Bir 38 yıl oğlu Yusuf Baş’a acı çeken yüreği, torun Yusufbaş’a yorgun düşsün istemedik. Sensizlikte bir de onsuz yaşamayı göze alamazdık. Bu annenin isteği idi.

Şimdi bizdeki Yusufbaş’ı (Cihan Efe) anlatma zamanı. Seni tanıyan ve tanımayan yoldaşların, yoldaşlarımız yazdı. Hepsine sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz. Acılarımızın yalnızlıktan kurtulmasında epeyce katkıları oldu.

Ancak içimizi kemiren, seni biz yazabilmeliydik. Bir türlü elimiz varmadı. Senden özür diliyoruz. Çünkü bundan sonraki sensizliğimize bir yanıt bulamamıştık. Sanırım bulduk. Onun içindir ki yazının başlığını “Sen hep 16 Temmuz” koyduk.

Senin çocukluğuna ve gençliğine dair ne yazabiliriz ki diye düşündük. Karar verdik ki yazmak sana haksızlık olurdu. Yaptığın eylemle sen çocukluğunu ve gençliğini kendin anlatmıştın zaten, biz üstüne ne yazabilirdik ki. Yazmamak en dürüstçe iş olurdu. Biz de bu yazıda bunu yaptık.

Yalnız bizdeki bir kaç özelliğinden bahsetmemek de olmazdı diye düşünüyoruz. Geriye doğru baktığımızda arkadaşları için hep kendini feda edendin. Bu, okulda ve sokakta böyleydi. Sendekini arkadaşlarınla paylaşmasını severdin. İhtiyacı olana merhametin müthişti. Bazen seni kıskanırdık, kendimizden. Senin bu özelliklerin bize gurur verirdi. İşte bizce seni, Devrim ve Sosyalizm yolunda yaşamını feda edebilecek fikirlere taşıyan özelliklerin. Seni bu özelliklerini biriktiren yüreğinden doyasıya öperiz çocuk.

Evet 16 Temmuz’da ilk kucağım(ız)a aldığımızda bize doğmuştun. Ama biz biliyoruz ki sen aynı zamanda insanlığa doğmuştun. Seninle zaman zaman kavgalarımız olmuştu hatırlarsan. Ancak duruşumuz ve fikirlerimizle insanlığa doğuşuna katkımız olduğunu sen de kabul edersin sanırız. Bizim epeydir yapamadıklarımızın peşinden gittin, biz bunu biliyoruz. Neler bunlar, burada yazmayacağız. Çünkü bu yazdıklarımızdan yola çıkarak tartışılmanı istemeyiz.

Bildiğimiz tek bir şey var.

Bize ve insanlığa doğduğun 16 Temmuz gününü, 27 Nisan’da, yaşamını yitirdiğin günde, dünya halklarının ve ezilen halkların, işçilerin yüreğine, mücadelesine, insanlık tarihine yeniden doğarak tamamladın. Onun içindir ki bu fikir, acılarımızın onura ve gurura dönüşmesine ve sensizliğin dayanılmaz duygusunun bir nebze de olsa katlanılabilir olmasına yardım ediyor.

Senin ve yoldaşlarının cenazeleri yok. Bu da zalimlerin ve onların zulmünün utancı olsun. Ancak bilmelisin ki ezilen halkların ve işçi sınıfının dayanışması ve vicdanı hep vardır. İşte sen ve yoldaşların orada hep var olacaksınız. Biz biliyoruz ki proletarya sosyalistleri uğrunda öldükleri halkların yüreğine gömülüdür. Orada iş makineleri faşist saldırılar kar etmez. Sapasağlam durur mezarları.

Bu da zalimlere dert olsun.

Seni kısa yaşamında mücadeleye adadığın yüreğinden öpüyoruz.

Bizden yana gözün arkada kalmasın. Bıraktığın mektup yüreğimizde. Senin mühürlediğin gibi duruyor.

Bizim için sen hep 16 Temmuz…

Devrimciler hiç ölmez ki, hep doğar…

Doğum günün kutlu olsun Cihan Efe…

Seslendiğin gibi: Ceyhan Akay’ın ve Annen