Son Dakika
16 Ağustos 2017 Çarşamba

Mazluma can olan zalime Zülfikar olacaktır – Zafer Güler

02 Temmuz 2017 Pazar, 23:46

Gördüler yedi cihan in cin kaf dağının ardındakiler

Ve görecekler kıtlıkta kıran da olsa analar ne yiğitler doğurmuş

 

2 Temmuz 1993’de 33 can, dönemin kontrgerilla güçleri tarafından, gerici yobaz kitleler kışkırtılarak, Madımak otel’inde canice yakılarak katledilmişti. Sivas’ta 33 can ile beraber bin yıllık Anadolu kültürünün hoşgörüsü, ne olursan ol yine gel diyen Mevlanalar, Pir Sultanlar, Yunus Emreler de Madımak otelinin alevleri arasında yitirilmiştir. Alevileri katliamın hedefi haline getiren iktidar güçlerinin katliamdan sonra yaptıkları açıklamalarında sevinçlerini gizlememiş Tansu Çiller ve Süleyman Demirel’in zihniyeti, Sivas katliamı davasında zaman aşımı gerçekleştiğinde dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’ın ‘Halkımıza hayırlı olsun’ gibi pervasız sözleri ve uygulamaları  ile AKP-IŞİD faşizminde vücut bulmuştur. Erdoğan’ın pervasız laflarıyla ve sırıtışıyla ‘’Ali’yi sevmek Alevilikse hepsinden daha Aleviyim’’ diyebilmesi de Aleviliğe ve ezilen halklara saygısızlık konusundaki cüretini de bizlere göstermektedir. Toplumun büyük bir kısmı tarafından Alevilerin en temel taleplerinin duymazdan gelindiği, AKP tarafından meydanlarda sürekli yuhalatıldığı, evlerinin işaretlendirildiği bir sistemde alevi olmanın sonucu değersizleştirilme, düşmanlaştırılma ve en hafifinden eti yenmez en ağırından ise katli vacip ilan edilme durumu kendini her geçen gün daha da hissettirmektedir. Ama bilinmelidir ki faşist partinin bu yaptığı rüzgar ekmekten başka bir şey değildir ve fırtına biçmekte de gecikmeyecektir.

Bölgemizin en derinlikli kültürlerinden birisine sahip olan, herkesin farklı yorumladığı Alevilik tüm bölgede özgürlük mücadelesi ile karşı karşıya duruyor. Aleviler monolitik Sunni İslam’ın baskısı altından dinci, gerici çeteler tarafından katliama uğramakta, göçlere zorlanarak kültürel asimilasyona tabi tutulmaktadır. Sivas katliamını hazırlayan iktidar güçleri bugün AKP faşizmi ile daha vahşi katliamlar gerçekleştirmekte, her gün bir yenisine hazırlık yapmaktadır. Dün Sivas’ı yakanlar Cizre’de, Sur’da Kürt halkına kurşunlar, bombalar yağdırmış tüm insani ve kültürel değerleri yok saymıştır. Alevilere Çorum, Maraş, Sivas’ta gerçekleştirdikleri katliamlarla diz çöktüremeyen iktidar, bugün Kürdistan’ın her yerinde AKP-IŞİD ittifakı ile yeni katliamlar yaparak ezilen halkları kendi iktidarına boyun eğdirmeye çalışmaktadır. AKP faşizmi kendi çıkarları uğruna dayattığı Sunni-Türk kimliğine girmeyerek bu yoz yaşamı reddeden herkese saldırmaktadır. AKP faşizmi kendi benimsediğinden farklı olan tüm inanç, kültür ve halkları yok etmeyi hedeflemektedir. Sadece aleviler değil özgürlüğü savunan tüm kesimler de bu saldırıların açık hedefindedir. Alevileri katliamlar sarmalından geçiren iktidarların düşünceleri korku yolu ile kendine boyun eğdirmeye çalıştıkları binlerce insanı, acı denizinde boğup, özgürlük için savaşamayacak duruma getirmektir. Ama bilinmeli ki ne zulüm yeni ne de zalim. Yıllardır yaşanan kayıplar, ödenen bedeller, bugün savaştan kaçınarak ödenecek olanlardan daha ağır değildir. Mücadele varlık-yokluk durumuna gelip dayandıysa devrimci özün ortaya çıkarılıp bu kokuşmuş düzene karşı savaşılması elzemdir.

Alevilerde bu öz yitirilmemiştir. Biliyoruz ki bu öz, ezilenlerin tarihinde büyük birikimler bırakmıştır. Pir Sultanlar, Şeyh Bedrettinler, Seyit Rızalar, Gezi direnişinde bu çürümüş düzene başkaldırıp şehit düşen Alevi gençleri tam da bu özün haykırışıdır. Gelinen bu varlık-yokluk mücadelesinde Aleviliği, Türk-İslam kalıbının içine almak isteyenlerin uygulamaya çalıştıkları politikalar Aleviliğin özünü karanlık bırakmaya çabalasa da geçmişteki yaşanmış gerçeklikler, adanmış hayatlar ve duruşlar dayatılan karanlığı parçalamaktadır. Aleviler varlık mücadelelerinde, sonu gelmez tehditler ve katliamlar ortasında dahi özü itibariyle zalime boyun eğmemiş ve kendisini yeni doğan günle bütünleştirerek yarınlara umut vermeyi bilmiştir. Aleviler geleneklerini ve inançlarını binlerce yıllık onurlu bir geçmişten bu günlere taşıyarak bugünde AKP faşizmine boyun eğmemiş insanlığın ve Anadolu’nun en eski inancını yaşatmışlardır. Günümüzde de geçmişin doğruları AKP’nin temelsiz dayatmalarına karşı direnmektedir. Bu gerçekler yalan denizinde boğulup gitmeden Alevi halkı da AKP faşizmine karşı taarruza geçerek tarih sahnesinde ki rolünü oynamalıdır.

Bu yüzden çözülmesi gereken sorunlardan birisi var olan burjuva muhalefetin, bu devrimci özün devamcısı olmadığı ve olamayacağı gibi özünü yakalamaya çalışan Alevilerin kendi iç dinamiklerini paslandırmaları ve bu sisteme mahkum etmeleridir. Aleviler kendi siyasal temsiliyetini yaratamayıp CHP gibi bir partiden medet umsada gerçekleri görüp özden gelen duruşuyla kopuş temelinde kendini örgütleyecektir. Siyasal temsiliyet yaratamama durumunun Alevilerin kendi içlerindeki kireçlenmeden, katiline aşık olmasından, örgütsüzlükten kaynaklandığını herkes söylüyor. Ama söyleyenlerin bir çoğunun da düzene saplanıp kalarak sorunları çözmenin imkansızlığını da artık görmeleri gerekiyor. AKP düzen içi tüm burjuva örgütlenmelerini kendi faşist siyasetinin kontrolü altına almış durumdadır. Başta CHP olmak üzere tüm düzen içi partilerinin, AKP-IŞİD faşizmi karşısında aciz kaldığı bir gerçektir.

Toplumda AKP’ye karşı büyük bir öfke birikmiştir.Bu birikimde toplumda yeni arayışların nesnel zeminini oluşturmaktadır. Burjuva muhalefette bu arayışın farkında olup bu öfkeyi sömürmek ve düzen içerisinde tutmak için sokaktadır. Başlatılan Adalet yürüyüşü kapitalizmin sinirlerine dokunduğunda CHP’nin sokakları boşaltıp kitle hareketini pasifize etmeye çalışacağı ve yine ezilen halkların duygularını boşa düşüreceği ortadadır. Çünkü zalimlerden daha cüretli olmayanın, zalimlerle savaşmayı göze almayanın “Adalet”i sağlama şansı yoktur.

Adalet talebi özgürlük mücadelesini yürüten işçi sınıfının, Kürt ve Alevi halklarının, kadınların ve gençlerin etrafında toplanacağı can alıcı bir taleptir. Bugün devrimciler Adalet talebinin bir parçası olmayı aşan bir rol oynayarak ezilenlerin Adalet talebinin politik/pratik öncülüğüne sıçramalıdırlar. Yürüyüşün nasıl veya kimin başlattığına bakmaksızın Adalet talebinin altını dolduran devrimci siyaseti üreterek faşizme karşı mücadelenin öncülüğünü hissettirmek gerekmektedir. Mücadeleyi başlatmak zordur ama asıl mesele mücadeleyi hakkıyla sürdürebilmektir. Ezilenlerin duygularını, itiraz ve çoşkularını derinden kavrayarak onların taleplerini CHP gibi burjuva muhalif partilerin sömürmesine izin verilmemelidir. Çünkü CHP’nin bu mücadeleyi hakkıyla sürdüremeyeceği açıktır. Devrimciler Adalet için her zaman en önde sokağı örgütlemeli, eylemleri büyütmeli, birleşik hareketi genişletmelidirler.

Bir mucize mevcut düzen içi muhalefet partileri Alevilerin ve ezilen herkesin adalet talebinin gerçekten savunucusu olamaz mı denilebilir. Fakat yaşanılan gelişmeler ve düzen içi partilerin tablosu bu soruyu geçersiz kılıyor. Alevi halkı da bu mucizeyi beklemeden ve daha fazla zaman kaybedip acı denizinde boğulmadan bu özün ışıltılarını taşıyan ve ezilen halkların adalet isteğinin gerçek savunucusu olan kim olursa olsun, onunla kader birliği yapmaya hazır olmalıdır. Çünkü durum böyle olmadığı sürece örgütsüzlük esas kalacaktır ve adalet mülkün temeli olmaya devam edecektir.

Alevi halkı için faşist AKP’ye karşı savaşmak aynı zamanda AKP faşizmine karşı mücadeleyi büyütmektir. Zalimlerin inancımızı, vicdanımızı ve kültürümüzü tutsaklaştırmasına, yozlaştırmasına karşı tüm ezilen halklar gibi adalete, eşitliğe ve özgürlüğe inanan aleviler Özgürlük Gücünü hissetmeli, bulundukları alanlarda Özgürlük Gücünü mutlaka örgütlemelidir.