Kaybettiğimiz ve kazandığımızın ardından -Hande Özkan

20 Haziran 2017 Salı, 13:35

Türkiye’deki kadın hareketinin öncülerinden Şirin Tekeli’yi kaybettiğimiz şu günlerde mor bir flamaya sarılı tabutun ardından boğazımıza düğümlenen her söz, yine o mor flamlarımızın dalgalandığı alanlarda çözülüyor. Yine o sözler 10 yaşındaki bir kız çocuğunun tecavüzle sonlanan ölümüyle birlikte, çocuk istismarının varlığıyla, tahammülü mümkün olmayacak kadar ağır yaşam-savaş koşullarının yarattığı sancılı dünyaya duyduğumuz öfkeyle birlikte çözülüyor. Kadını güçsüzleştiren yasaların ve doğalında partiyarkaya güç veren kapitalizmin yeni buhranının içinde,

kendi kaosunda halkların kaosunu yaratırken çözülüyor. Teoride kadınların bu kaosun hem öznesi -gerekçesi- hem rehinesi iken bugüne kadar kadının barış halinin sembolü oluşuna ve barışın en keskin savunucusu oluşuna gerekçeler sıralamak tekerrüre düşmek olacaktır. Ancak tarih boyunca kadının barışın arzulayıcısı olduğu inancını yine bu durumun kadının pasif yanlarından kaynaklı olduğunu öne süren, kadın hareketini pasifize etme ve boşa düşürme çalışmalarının en tabii yanılgılarını kadınların Gezi’de, Hayır’ın sesinde, 8 Mart yasaklarını delen irade de ve kendini Ortadoğu’da öz savunmada vareden mevzilere taşımasıydı. Bu da yeni dünya paylaşımının rotası Ortadoğu’da tüm çıplaklığıyla erk zihniyetin kendini teşhir ettiği tecavüzcü IŞID’le savaşmanın, patriyarkaya karşı verilen savaşın bir sonucu olduğuydu. Yani paylaşım savaşlarının yaratıcı öznesi olan patriyarkal kapitalizme karşı savaşmanın tekabül ettiği yer, özgürlüğü için savaşan kadınların çiçekli fularlarıyla sıktıkları kurşun bugün Ezidi,

Kürt, Türkmen ve bölgede yaşayan tüm kadınların barışı olmuştur. Ve o kadınlardan biri Ayşe Deniz Karacagil… ‘’İnsanlığın özü’’ olarak anlattığı insanlığın kurtuluşu için düştüğü yolda ölümsüzleşen genç bir kadının bedeni toprağa verilirken bir başka kadının, annesinin kucağındaki gülümseyen fotoğrafıyla bir kez daha anlatmıştır ki; yüzlerimiz her yerde aynı, kimliklerimiz gibi… Dövüştüğümüz ve düştüğümüz yerde bilinçlerimiz aynı. Dün  Şirin’lerin dayağa karşı sokaklarda kadın kurtuluş mücadelesini yükselttiği yerden, Rojava topraklarına uzanan ses aynı. Çünkü yeryüzünün tüm kadınlarının yaşamlarıyla beyanı ve belgesi olan cinsel, sınıfsal sömürü çarkı en ağır silahlarını bize çeviriyorken, su götürmez ki kadın olmanın adı savaşla doğmanın adı ve bundandır özgürlüğün Destan’ını yazıyor kadınlar. Dünden bugüne erk tahakkümün süzgecinden geçirmemek için hayatlarımızı, gardiyanımız olanların celladı olmak içindir ki Komutan Ramona’yla birlikte savaşıyoruz, Monika’yla hesap soruyoruz ve Şirin’lerle birlikte dün yükselttiğimiz kadın kurutuluş mücadelesi Sultan’ın bize bıraktıklarıyla ve Eylemin cesaretiyle, Ayşe’nin kararlılığıyla kurtuluşumuza kadar sürecektir. Tahammüle yer kalmayan cinsel sömürünün tüm kalelerine son sözümüz, son taşımız, son kurşunumuz yeryüzünde nefes alan kız kardeşlerimizle çoğalacaktır.