23 Temmuz 2017 Pazar, 23:16
Cemal Bozkurt
Cemal Bozkurt cemalbozkurt@umutgazetesi3.org Tüm Yazılar

Kılıçdaroğlu’nun “Adalet(!)” Yürüyüşü

CHP’li milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanması gerekçesiyle Kılıçdaroğlu’nun başlattığı yürüyüş belli ki muhalif kitlelerin bir kısmını heyecanlandırdı. T.C. tarihinin en silik, en mıymıntı düzen içi muhalefetini yürüttüğü halde bu denli yaygın desteğe kavuşan başka bir lider(!) belki de olmamıştı. Elbette burada keramet Kemal Kılıçdaroğlu kişiliğinde değil. Pasif direnişçi Gandi’ye benzetiliyor; fakat onun gölgesi dahi olamayacak denli egemenlerin kulvarında seyreden Kılıçdaroğlu, konjonktürel olarak yükselen dalganın üzerine bırakmıştır sörf tahtasını. Allah için, dalga da dalga hani!.. Bu dalga, ülkedeki muhalif %50 kitlenin ayrı ayrı nedenlerle de olsa RTE-AKP dinbazlığına olan birleşik nefretinin dalgasıdır.

Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşünü “Adalet” sloganı üzerinden gerçekleştirmesi, onun ve kurumsal anlamda CHP’nin, geniş yığınların arzuladığı şekliyle bir adaleti savunduğu anlamına gelmiyor tabi ki. CHP’de RTE-AKP gibi kendine müslümandır; adaleti, temsil ettiği egemen kesimlerin çıkarları için istemektedir. Bazıları bu gerçeği dillendirmenin zamansız ve lüzumsuz olduğunu vurguluyor. Vakti zamanında liberallerin RTE’ ye gözü kapalı yedeklenmesi misali, devrimci-sosyalist kesimlerin de aynı saflıkla Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşüne değer vermesi gerektiğini savunuyor. Hayır! Yürüyüşü ciddiye almak, sokağı etkinleştirmenin fırsatı olarak önemsemek vb. yaklaşımlar anlaşılırdır, değerlendirilebilir. Lakin bu, CHP ile ilgili gerçeklere gözümüzü kapatabileceğimiz anlamına gelmiyor.

Nedir o gerçekler, mesela? Yineleyelim: CHP, “Adalet” sloganını dillendirirken babasının  hayrına yürüyüşe geçmemiştir. CHP’nin asıl derdi RTE-AKP dinbazlığına karşı halkın %50’lik kesiminde olgunlaşan tepkiyi arkalamak ve bunu 2019 seçimlerinde oya tahvil etmektir.16 Nisan referandumu ardından CHP’nin yarım ağızla yaptığı itirazlarına eşlik eden “Hayır blokunu 2019 seçimlerine taşıyalım.” Uyanıklığını bu bağlamda hatırlamakta yarar var. Şimdi CHP, bu stratejinin taktik ayaklarını örmektedir. Yürüyüş bu taktiklerden biridir. Strateji ise evveliyata dayanır. Bu evveliyatı şöyle özetleyebiliriz:

CHP bir süredir kendisi açısından iç tutarlılığa sahip hamleler yapmaktadır. Örneğin “Anayasaya aykırı” olduğunu bile bile HDP’ li vekillerin tutuklanmalarının önünü açması son derece “anlamlı” dır. Bu pratiğin öyle sanıldığı gibi AKP’nin yarattığı HDP karşıtı basınca yenik düşme gerekçesiyle, veya “Kitlelere HDP savunucusunu anlatamayız.” yalanıyla alakası yoktur. CHP bu tezgahta düzen bekçiliği misyonuna uygun rolünü oynayarak bir taşla iki kuş vurmayı amaçlamıştır. Birincisi; HDP gibi bu faşist oligarşik düzene fazlasıyla bol gelen, reformist bile olsa potansiyeli ve etkinliğiyle düzenin sınırlarını zorlayan bir faktörün gücünün zayıflamasına yol vermiştir, CHP… İkincisi HDP’ nin CHP karşısındaki rolüyle ilgilidir. CHP’nin HDP’ yi kendisi için ciddi bir rakip, zeminini boşaltan bir tehdit olarak gördüğü gerçeği akıldan çıkarılmamalıdır. Bu anlamda, HDP’ nin  zayıflatılmasıyla CHP, önemli bir rakibi etkisizleştirmeyi amaçlamıştır. Özellikle Fırat’ın Batısı’nda benzeyen kitle profiline hitap ettiklerinden, HDP’nin zayıflamasının CHP’ye yarayacağını hesap etmeleri ve pratiklerini düzenlerken bunu da dikkate almaları gayet normaldir. 2019 stratejisinin tutması için bunlar gerekliydi. Stratejinin evveliyatının özeti budur. Yani “alan temizliği”…

Buradan yürüyüşe dönelim. Stratejiye bağlı bir taktik olarak Adalet yürüyüşü bir yandan da özellikle 16 Nisan referandumu sonrası sokağı işaret eden zorlayıcı taban basıncını soğumanın fırsatı olarak da kurgulanmıştır; en azından umulan budur. Yani CHP bu yürüyüşün bir “gaz alma” işlevini görmesini de beklemektedir. Fakat sokaklar, yürüyüşler öyle ayarlarıyla oynamaya gelmeyecek kadar “tehlikeli ve riskli” olgulardır. Papaz Gapon’ un yaptığı gibi ateşle oynamaya benzer. Kıvılcımın nerelere sıçrayacağı hiç belli olmaz. RTE’nin ve Bahçeli’nin yürüyüşe dönük sert tepkileri, hakaretleri, hatta Perinçekgiller’ in ikazları ve “Şimdi sırası mıydı?” şeklindeki itirazları boşuna değil. Kitlelerin zulme ve adaletsizliğe karşı biriken tepkilerinin Gezi Haziranı’nı hatırlatacak denli yoğunlaştığı ve olgunlaştığı gerçeğini onlar da okumaktadırlar; uykularının kaçması bundandır.

CHP’de aslında benzer endişeyi paylaştığından dolayı “adalet(!)” yürüyüşünü elinden geldiğince kontrolünde tutmaya çalışmaktadır. Sık sık provakasyonlara karşı yaptıkları uyarılar ve mutedil tavırlar CHP’nin de yürüyüşün amacını aşmaması konusunda hassas olduğunu gösteriyor. Ne yazık ki şu ana dek bunda başarılı oldukları itiraf edilmelidir. (Bu satırlar yazılırken Kılıçdaroğlu Düzce’deydi.) Evet, yürüyüş Papaz Gapon (Kılıçdaroğlu) ‘un inisiyatifinde gelişip ilerledi. Ancak önemli olan bu değildir; nasıl sonuca bağlanacağı ve sonrasındaki haleti ruhiye dir. Kılıçdaroğlu’na kalsa onun dağı fare doğuracaktır, orası kesin. Dolayısıyla mühim olan şey sokağı daha aktif kullanma beklentisi içinde olan kitlelerin beklentilerine kimin nasıl cevap vereceğidir. Bu da devrimci müdahalenin konusudur.

Hiçbir komplekse kapılmadan yürüyüşe katılım sağlanmalıdır. Fakat “öylesine” değil, aktif bir şekilde; kitlelerle yakın temas kurarak ve illa ki yürüyüşün muhtevasını değiştirme hedefiyle…

CHP’nin muhalefeti kendi pasif ve düzeniçi güzergahına, 2019 seçimlerine yedeklemesinin önüne geçmek için erken bir fırsattır bu. Devrimci, demokrat, sosyalist muhalefetin bunu ve daha fazlasını başaracak potansiyeli mevcuttur. Muktedire yönelik bitimsiz öfke, sokaklara aşinalık, Gazi Haziranı’nın mirası, devrimci coşku, ısrar, kararlılık ve enerji ile egemenlerin uykularını kabusa çevirecek günleri getirebiliriz.

                                                                                                                             Cemal Bozkurt – 28 Haziran 2017