Son Dakika
16 Ağustos 2017 Çarşamba

Başak Kaya yazdı :OHAL VE İŞÇİLER

09 Ağustos 2017 Çarşamba, 16:02

OHAL VE İŞÇİLER

İlan edildiği 21 Temmuz 2016 tarihinden bu yana bir yıl geçen OHAL

uygulamasının işçiler bakımından ne anlama geldiği, ne tür hak kayıplarına yol açtığı, birinci yıla ilişkin uygulama verilerinin ortaya çıkmasıyla daha net biçimde anlaşılabiliyor. AKP sermayenin çıkarları için OHAL’in yarattığı ortamdan faydalanarak işçi sınıfının hak mücadelelerini OHAL uygulamalarıyla bastırıyor, yasaklıyor. Bizzat Erdoğan’ın OHAL’in grevleri yasaklamak için uygulandığını söylemesi, tek başına bile OHAL’in tüm uygulamalarıyla sermaye sınıfının çıkarları için ilan edildiğini göstermeye yeterli. Keza bu söylemin gereği yerine getiriliyor ve OHAL süresince 5 grev yasaklanıyor. Dolayısıyla OHAL, işçiler için; iş güvencelerinin ortadan kaldırıldığı, keyfi işten çıkarmaların ve iş cinayetlerinin arttığı, en ufak bir hak talebinin bastırıldığı bir dönem anlamına geliyor. Bu tabloya rağmen hak arama mücadelesi OHAL süresince de devam ediyor.

İşten Çıkarma

DİSK’in Temmuz 2017 Raporu’nda, OHAL koşullarında keyfi işten çıkarmaların arttığı ve işverenlerin OHAL’i bir bahane olarak kullandığının gözlendiği ifade ediliyor. Rapor’a göre Belediyelerden KHK ile ihraç edilen Genel İş Sendikası üyesi işçilerin sayısı 506, kayyum atanan belediyeler tarafından iş sözleşmeleri feshedilen Genel-İş üyesi işçilerin sayısı ise 1456. İhraç edilenler arasında aktif sendikal görevleri olanlar da yer alıyor. Sadece Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilen 879 şirkette 45 bine yakın işçi çalışıyor ve bunların ne kadarının işsiz kaldığı/işten çıkarıldığı konusunda net bir bilgi olmadığı belirtiliyor.

KHK ile ihraç edilenlerin; isimlerinin Resmi Gazete’de yayımlanması, SGK tarafından OHAL döneminde işten çıkarma kodu olarak “KHK” kodunun kullanılması nedeniyle/suretiyle, özel sektörde çalışmaları/iş bulmaları fiilen imkânsız hale getiriliyor. Öte yandan, kapatılan ve malları Hazine’ye devredilen kurum ve kuruluşların her türlü borçlarından dolayı hiçbir şekilde Hazine’den hak ve talepte bulunulamayacağı hüküm altına alınıyor. Böylece kapatılan kurum ve kuruluşlarda çalışan binlerce işçinin, eğitimcinin, gazetecinin alacakları (ücret ve kıdem tazminatı) tehlikeye atılıyor.

OHAL döneminde istihdamla ilgili tabloya bakıldığında, “güvencesiz/esnek çalışma” açısından durumun daha da kötüye götürüldüğü anlaşılıyor. Kamu’da işçi istihdamı yüzde 3’e yakın azalırken, sözleşmeli personel istihdamında artış gerçekleştiği görülüyor. Belediyelerdeki toplam istihdamın yüzde 73’ünü taşeron şirketlerde çalışan işçiler oluşturuyor ve bu oran da gün geçtikçe artıyor. Bu durum taşeronlaşmanın ve güvencesiz çalışmanın daha da yaygınlaştırılmaya çalışıldığını gösteriyor.

İş Cinayetleri

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) Temmuz 2017 Raporu’nda, 2016 yılı Şubat ayı ile başlayan ve OHAL sonrası devam eden süreçte iş cinayetlerinde büyük bir artış meydana geldiği, tespit edilebilen iş cinayeti sayısının 2000’e ulaştığı belirtiliyor. Ayrıca, OHAL sonrası, toplu iş cinayetlerinden ziyade tek tek gerçekleşen iş cinayetlerinin çoğaldığı ve sürekli bir biçim aldığı; bu durumun işçilerin söz ve karar süreçlerinden dışlanmasının pekiştiğine işaret ettiği de ifade ediliyor. OHAL döneminde çalışma koşullarında herhangi bir iyileştirme olmadığı gibi, aksine varolan uygulamalar kalıcılaşıyor. Örneğin OHAL sürecinde kamu kurumları ve 50’den az işçisi olan az tehlikeli işyerlerinde iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi çalıştırma zorunluluğu 1 Temmuz 2020 tarihine erteleniyor. Keza endüstriyel kazalara dönük yönetmelikte bazı maddelerde değişikliğe gidiliyor ve bazı zorunluluklar 2019 yılına erteleniyor. Bu ertelemeler; siyasal iktidarın aslında sermayenin çıkarını gözeterek işçi cinayetlerini azaltmaya yönelik adımlar atmaya niyetinin olmadığını, işçilerin mücadelesi sonucu gündeme gelen yasal düzenlemelerden OHAL’i bahane ederek kaçındığına işaret ediyor.

Grev Hakkı

OHAL döneminde en yaygın ihlal edilen işçi haklarından biri de grev hakkı oluyor. 2002 yılından OHAL ilanına (2016) kadar toplam sekiz grev ertelenirken, sadece bir yıllık OHAL uygulaması boyunca beş büyük grev erteleniyor ya da yasaklanıyor ve bu ertelemelerden 23.874 işçi etkileniyor. Bununla da yetinilmeyerek grev ertelemenin kapsamı genişletiliyor ve Anayasa Mahkemesi’nin 2014 yılında iptal ettiği şehir içi toplu ulaşım ve bankacılık sektöründeki grev yasakları 678 sayılı KHK ile dolaylı olarak geri getiriliyor.

Sendikal Faaliyet ve İşçi Eylemleri

OHAL’in bir yıllık uygulamasında işçiler ve sendikalar çeşitli baskı, engelleme ve tehditlerle yüz yüze kalıyor. OHAL bahane edilerek birçok sendikal faaliyet ve işçi eylemi yasaklanıyor veya engelleniyor. Bunun yanında, valilere kapalı ve açık yerlerde yapılacak toplantı ve gösteri yürüyüşlerini yasaklamak, ertelemek, izne bağlamak yetkisi veren OHAL Kanunu’nun 11. maddesi özellikle grev ve işçi direnişlerini etkiliyor. Valiler bu hükme dayanarak grev ve direniş yerlerinde toplu halde bulunmayı yasaklıyor.

Her ne kadar işçi direnişi ve eylemleri OHAL baskılarına maruz bırakılsa da, işçi sınıfı hak arama mücadelesini OHAL süresince de sürdürüyor. Buna bir örnek Gemlik Yazaki fabrikasında tacize ve kötü çalışma koşullarına tepki gösteren ve sendikalaşmak gerektiğini savunan Dilek Gültekin’in işten atılmasıdır. Üstelik Yazaki yönetimi işyerindeki tacizin üstünü kapatmış, işçilerin sendikal haklarını elinden alıp, sendikaya üye olan işçileri de işten çıkarmıştır. Dilek Gültekin işten atıldığı 3 Temmuz 2017 tarihinden itibaren Fabrikanın bulunduğu Gemlik Serbest Bölge önünde Yazaki yönetimini protesto ediyor. Dilek Gültekin’in direnişi Gemlik Serbest Bölge önünde sürüyor. Ayrıca OHAL’e rağmen direnen işçi örneklerinin Yazaki ile sınırlı olmadığını belirtmek gerekiyor.

Sonuç olarak, sermaye sahiplerinin sendikal mücadeleye olan saldırganlıkları OHAL döneminde artarak sürüyor. DİSK’in Raporu’nda da ifade edildiği gibi OHAL’in açık bir sınıfsal karakteri bulunuyor. Bu dönemde insan haklarının ve hukukun en temel ilkeleri yok sayılıyor, işçi sınıfının üzerindeki baskılar arttırılarak eli kolu bağlanıyor ve böylece sermaye birikiminin sürdürülebilme koşullarını yaratacak düzenlemeler peş peşe çıkartılıyor. Döneme ilişkin veriler OHAL’in işçi sınıfına karşı sermayenin çıkarlarını korumanın bir aracı olarak kullanıldığını açıkça ortaya koyuyor. Fakat işçi sınıfı her türlü engellemeye ve baskıya rağmen hak mücadelesini OHAL’de de sürdürmeye devam ediyor.

Kaynakça

DİSK’in Temmuz 2017 Raporu
DİSK Genel-İş’in Haziran 2017 Raporu
İSİG’in Temmuz 2017 Raporu