14 Ağustos 2017 Pazartesi, 16:28
A Saydam
A Saydam a.saydam@umutgazetesi.org Tüm Yazılar

A.Saydam yazdı :Müfredat, Muktedir Ve Cihat (1)

MÜFREDAT, MUKTEDİR VE CİHAT

Eğitim-öğretimde yapılan müfredat değişikliği egemen olan iktidar gücü kesiminin, hegemonyasını arttırmaya dönük bir hamlesidir. Buna yol açan şey, değişikliğin şeklinde değil muhtevasında gizlidir. İktidar gücünün muhalefetteki batıcı-kemalist kesimine payanda olan solun önemli bir toplamının, şekli esas alan, muhtevayı yüz yıllık demogojilere boğan yaklaşımını bir sonraki yazıda irdeleyeceğiz; öncelikle muktedirin değişiklikte kurduğu ilişkiye bakalım.
Muktedirin sözü ve değişikliğin özü
Egemen olan iktidar gücünün ve muktedirin en esaslı hegemonya unsuru egemen İslam’dır. Değişikliği de bu paralelde okumalıyız. Muktedirin cihat üzerine söylediklerinden, değişikliğin özünü-amacını damıtabiliriz: “Son günlerde cihat diye bir şey dolaşıyor. Cihat elinde silahla dolaşmak değildir. Cihat nefisle mücadeledir. Nefisle mücadele edebiliyorsak; işte cihat odur.” Cihatın bu şekilde, art niyetli bir keyfilikle çarpıtılması, değişikliğin bütün amacını ele veriyor: “kula kulluk” rejiminin egemen İslam ile hem korunması hem de yeniden üretilmesi!
İslam’da cihat
“Nerede zulüm varsa harekete geçmek farz kılınmaktadır.” İhsan Eliaçık
Muktedirin kalkış noktası egemen İslam, “tepetaklak edilmiş bir çeşit din”dir. Burada cihat, toplumsal ve siyasal yönleri budanarak amacından kopartılmış, özü hiçleştirilmiş, adeta etkisiz hale getirilmiştir. Doğrunun küçük bir parçası olarak, bireyin dünyasıyla sınırlandırılmıştır. Bu “riskli” yalan neden söyleniyor? Çünkü cihadın özü ile muktedirin bekası zıttır ve uzlaşmazdır. Dolayısıyla muktedirin bu “yalanı” keyfiyetten çok mecburiyetin sonucudur.
İslam’da cihat Allah yolunda savaştır, İslam egemen oluncaya dek. “İslamın egemenliği” itikadi anlamda değildir,çünkü “Dinde zorlama yoktur”. (Bakara-256), yani kimseyi zorla inandırma vs. söz konusu değildir. İslam’ın egemenliği ihtiyaç fazlası mal-mülk biriktirmenin, kula kulluğun, zulmün zorbalığın yerle yeksan edilerek, adaletin inşasına karşılık gelmektedir. “Baskı ve zorbalık kalmayıncaya ve din Allah için oluncaya dek savaşın. Şayet vazgeçenlere, zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur…” (Bakara-195)
Kur’an’da cihat zalim-mazlum denkleminde ele alınmaktadır. Zalimlerin ve zorbaların varlığı, bizzat ve tek başına cihadın zorunluluğuna denk düşer. “Ancak haksız yere yeryüzünde zorbalık yapanlara ve insanlara zulmedenlere yol verilmemelidir.” (Şura-42) Bu anlamıyla cihat, bugünde anlaşıldığı anlamıyla bir savunma mekanizması değildir. “Size savaş açanlara karşı, siz de Allah yolunda savaşın.” (Bakara-190) Bu ayetlerde bahsedilen “savaş açılma hali”” günümüzdeki güncel anlamında kullanılmamaktadır. Savaş açılma haline yüklenen anlam zulme uğramaktır. Yani Şura-42 de belirtildiği gibi zalimlerin, kula kulluk rejimlerinin varlığıdır. Bunu paylaştığımız Bakara-191’in devamından ve Hacc suresi 39. Ayetten okuyabiliriz. “Baskı ve zorbalık, öldürmekten daha kötüdür.” (Bakara-191) “Kendilerine savaş açılan kimselere savaş izni verildi. Çünkü onlar zulme uğradılar.” (Hacc-39)
Zulme uğrayanlar, yani cihat edenlerin siyasal-ekonomik ve sosyal özellikleri de Kur’an’da anlatılmıştır: “Eğer onlara yeryüzünde imkan verirsek, dayanışmayı ayağa kaldırır, ihtiyaç fazlasını vererek arınır, ortak iyiyi emreder, toplumu ifsat eden kötülükleri yasaklarlar” (Hacc-41) Yani kulakulluğu yok ederek, eşitliği, adaleti, özgürlüğü inşa ederler, bunun için cihat ederler.
Son yerine: “Şimdi eğer sana, bütün bunlar yalan diyorlarsa…” (Hacc-42)
Zalimler, zorbalar – tıpkı muktedir gibi – tüm bu gerçekleri, ayetleri yalanlayacaklardır ve Hacc suresi 42,43,44. Ayetlerde anlatıldığı gibi dün de yalanlamışlardı. Muktedirin sonu da, tarihe karışan zalimlerin sonu gibi olacaktır:
“Nice ülkeler var ki, Biz onları zulmün doruğuna çıkmışlarken helak ettik. Şimdi çatıları uçmuş, kuyuları ıssız, saraylarında fareler cirit atıyor.” (Hacc-45)